KAYIP DAĞ
"Dedi: düş içime sır olsun müsveddeler uçsun bir dem! uçsun buzdan kalbimde" Sıcacık bu yaz gününde değerli okuyucularımıza bu yazımda Trabzon’da yaşamını sanatla sürdüren bir şairden söz etmek istiyorum. Geçtiğimiz aylarda Ayşe Keskin’in Kül Sanat yayınlarından çıkan Kayıp Dağ’ı bir ilk kitap. Şair okura yirmi yılı aşkın bir zamanda yazıp yaktıklarından kalan şiirleri emanet etmiş. Karadeniz’in batısında doğup, doğusunda bir kentte çocuklar verir hayata. Şiirleri de öyledir, hayat bulurlar bu gökyüzünün altında. Kolay okunan ve etkisi zayıf bir şiiri yazmayı tercih etmemektedir Ayşe Keskin. “Hiç gelmemiştiniz ki gidesiniz” dizesiyle başlayan Kayıp Dağ’ın ilk şiiri, şair için nasıl bir şifreyi içinde barındırıyor bilememekle birlikte, okura geçmiş zaman fotoğraflarını yeniden görmek için bahane sunar. İçine daldırdığı düş tasına doldurduğu soğuk suları yazın bağrına boşaltır. Kışın ortasına kavuşmalar umarak bir maşrapa suyu döker, beklediklerinin ardından. Her şair biraz da derin bedeller ödemez mi yaşarken, yazarken? Küf tutan toplumun sesini örümcek ağlarından arındırırken, yürümek ister narlı bahçelerde, bastığı taşlarda ayakları yanarak. Taşıdığı her ömrün ağırlığını içine attığından olacak camlardan uzatır başını kalbi çarpa çarpa hayata. Kimi zaman bir kadın çığlığına dönüşüyor gelen sesler. “ödlek bir hayata karşı/sen mezarında /Güldünya!”. O dünyadan korkmadan çıkmaya çalışan insanları yok etmeye uğraşıveren hayatın sesine kulaklarını tıkamaz. Bütün dağları uzak yerlere kurmuşlar ve kadınlar çıplak ayaklarıyla, kanayarak geçiyorlar patikaları. Bir çocuk kendi sesine kavuşmak için kışın gölgesinde akşamüzeri koşa koşa eve dönüyor. Ve bütün babaların gömleklerinde aynı ter. Kayıp Dağ’ın şiirleri, insanın hangi zamanını anlatır diye sormak isterseniz eğer, ona da var cevabımız. Ayşe Keskin’in dizeleri geçmiş zamandan bugüne uzanan yalnızlar köprüsü. İnsan tüm yalnızlıklarını görünmeyen taşlarda bileyler, acılarını keskinleştirir ve o acıdan yapar omurgasını. Dümenini döndürür uzaklara. Geminin seyri derindir. İnsan açıldıkça okyanuslar bir kaşık suya dönüşür ve her çekilen kürek, döndürülen dümen, bir hayale doğrudur. Bir hayalden gelir çoğu zaman insan geceleri. O yüzden "kaptanın defterinde yaralıdır birçok seyir!"der bir şiirinde. Ya da başka bir dizesinde şöyle sorar "hangi yitik güzden kalmış bu yaprak". O yaprak yalnızlıktır mutlaka geçmişten kalan ve gelecekte yalnızdır bu evrende. Kayıp Dağ`da en çok ölüm gördüm. Sabır, düş gibi imgelerle yalnızlaşan bir kadını. Acıyı sessizlikle bütünleştirmiş, ondan bir çığlık doğuran insanı gördüm. Son dizeyi okuduğumda oyunu yarım kalmış bir çocuk gülümsüyordu pencerede. “işte öyle yokum şimdi” diyordu sanki. Öyle kolay kolay okunan bir şiir kitabı değil Kayıp Dağ. Ucu yanmış bir mektup nasıl yakarsa sevgilinin kalbini, kayıplara karışmış bir dağ’da öyle tüter gözünde sevgilinin. Üç bölümden oluşan Ayşe Keskin’in Kayıp Dağ’ı, iki kapak arası 64 sayfa ve 34 şiirden oluşuyor. "hayat bağı erken kesilen canmışsınız düşlerinizi zembille kanattınız."
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : KAYIP DAĞ,Ayşe Keskin
