Notre Dame'ın Küskünü

 

her duyduğum ölüm kamburum

olurdu. sonsuz gökleri sarsardı yağmur

ellerinde kir birikmiş günahkar bir kadın

beyaz bir çarşafı gererdi bahçesinde

 

yaz’dı biliyorsun biten

ben orda koşacak ve yetişecek olandım

yeni zamanlarına dünyanın

 

tuttu yaprak döktü ağaçlar

kavak esnedi çatıya doğru

bir kuş havalandı kalbimde

tuhaf boşluk

açtığım camdan baktım tepelere

ateş yakmış kalabalık,

gittin mi? hiçbir gölge yer etmemiş

aydınlık evler, altındı penceren.

 

esmeralda bir çingene kadar esmer

bir o kadar alacaklı tanrı’sından

ve ben alıngan köle  kamburum içimde

notre dame'ın küskünüyüm sanki

çalıyorum her saat çanlarını yalnızlığın

katedralin duvarına sinmiş frollo kadar ürkek

bakıyorum çarmıhıma.

 

bu düştüğüm yağmur suyu gözyaşım

olurdu. sonsuz içimi dağlardı sessizliği.

 

  

 

Serkan Türk

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : serkan türk

B'akmalar

B’akmalar

 

 

bakmalar biliyorum

bir öpüşten artakalan

'beni çöz' diyecek oluyorum.

anılarımsa eski bir kazak, söküyorum

 

ellerin uzak.

coğrafyan da yoksunluk.

 

oynadığımız şehir bulma oyunları...

kasabalarda köylerde geçmiştir hayatın.

o yüzden haritaların bulanık.

atlaslar koca bir yalandır.

 

intiharımı saklarsın

beni çöz.

beni dışına hayatın…

 

kıyımdın çekildin başka denizdeydi sesin.

çakıl taşı sanıp toplayacaklardı gözlerimdekileri.

 

bir ölü sevici miyim?

tenimde öl/gün/dün?

büyüdüm ellerinde.

 

saç tellerime bırakılmış bir yalnız kaldı.

dönüp duracak fotoğraflar geçmiş

—naftalin koyuyorum içime.-

bakmaların güzel kokular gibi birikmiş orada sanki.

 

 

Serkan Türk

 

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : serkan türk

Uzak Yaz

içime giren kuşlar uçamaz olurlar.
mevsim yaz,
heryerde yalnız bacalar.
tülden bir örtüyle kapattım içimdekileri.
sahilde kalabalıklar arasında bir  kaya
yalnızlığım. bir yengeç suya atar gövdesini
süreyerek yavaş.
dönecek kadar yerim yok.

 

-kıyılar besliyor gemileri
ki her akşam vakti yanaşıyorlar korkmadan

 

saçlarımı tarayan rüzgârlara kırgınımdır.
göç yollarında bir tıkanmadır özlemelerim.
asla kilitsiz dolaşmaz
dilime sarılan zehir.

 

insanın sesinde yalnız uçurumlar değil,
sarp yamaçlar da birikir.

 

yaz biterken bulutlar çoğalır
dağların göğsünde,
beni bırakıp gitmekte yaprak dökecek.
sularımın üzerinde kağıttan gemiler

 

ah yaz kalbimin yamasını.
ağaç sırtını dayamış bana
koruklar sus pus.
leylekler yönlerini değiştirmiş
sazlıklarda kuruyorlar yuvalarını.
güneş yükseliyor ince otların arasından.

Yorum (4) Yorum yaz! | Etiketler :

Soluyorsun

konuşmuyorum seninle tutup ölüyorsun
ellerin kuş tüyleri d/oluyor öldüğünde.
kumrular havalanıyor çam ağaçlarından
yağmur az önce yağmış
seslerini nereye kaldırıyorlar?
nereye düşüyor göğsündeki o çukur?

fotoğraflarda kalan silik gözlü çocuk s/oluyorsun
bir deniz günü ellerinde çakıl taşları ve kaya
balıkları
uzun çizmeleriyle balıkçı gözden henüz kaybolmamış
oluyor.
ölüyor dalgalar,
usulca değiyor çıplak ayaklarıma

arkamdaki kumluktan geçiyorsun
bir yabancı oluyorsun.
sonra tutup ölüyorsun bir kaç kuş için.
peşinden mi gidiyorsun sonsuz boşluk dolarken
gözlerine?

Yorum (3) Yorum yaz! | Etiketler :

Kayısı Çiçeği

hava yağmura seslendi.
göğsüm/de nemlendi.
yokluğunda sürgün şiirleri okurken.
gel/sen
sahipsiz bir çığlık gibi;
uygun bir ağız bulsam,
küçücük
nefesimi iç/sen

için yangın yerine/de dönse
nar kırmızısı dilim/de yuvarlanan adın.
öyle sessiz yaklaşırdı adımların,
bilirdim.
enseme değecek,
haykırış olacak sesin,
sahip çıkacak içimdeki kasırgaya.

yeni bir bahar geldi
uzun sessizliklerin, doğum sancılarının ardından.
çatladım sana
bir kayısı çiçeği gibi.
 

Serkan Türk

 

Yorum (2) Yorum yaz! | Etiketler :